|
T A R İ H Ç E
1.Haçlı Seferinde (1096-1099) tüm Karadeniz kıyıları gibi Rize'de önce Bizans, daha sonra da Trabzon Rum Pontus imparatorluğu'na katıldı.1461'de Fatih Sultan Mehmet tarafından Trabzon ile birlikte Osmanlı sınırları içine alındı.Bu yıllarda, Rize'nin Trabzon eyaleti Batum Gonya sancağı içinde yer aldığı biliniyor.19 yy'ın ikinci yarısında Trabzon eyaletinin bir sancak merkezi olan batum, Rusya2ya bırakılınca Rize sancak merkezi oldu.1. Dünya Savaşı'nda ruslar tarafından işgaledilen Rize, 2 Mart 1918'de işgalden kurtuldu ve 1924'de il merkezi oldu.
Türkiye'nin kuzeydoğusunda eşsiz tabiat güzelliklerine sahip ilde, yeşil örtülü vadiler, karlı dağlardan çağlayarak Karadeniz'e akan dereler, dört mevsim değişik renkte ormanlar, çiçeklerle çevrili yayla yolları, çay bahçeleri, mısır tarlaları; Rize'nin tabiat güzelliklerini oluşturur.
ilin
Adının Kaynağı
Rize'nin tarihi
öncesi hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Yöreye hakim olan orman dokusu
nedeniyle Rize'nin tarih çağları ile ilgili bilgilere ışık tutacak arkeolojik
bulgular da bu güne kadar ortaya çıkarılamamıştır. Rize'nin tarihi ancak komşu
illerin ve bölgelerin tarihleri ile bağlantılı olarak ele alınabilmiştir.Pontus Krallığı döneminde 'SANNİKA' Roma
İmparatorluğu döneminde 'Pontus Polemoniacus olarak anılan Rize'nin bugünkü
adının nereden geldiği yönünde farklı rivayetler vardır.Bir görüşe göre Yunanca'da pirinç anlamına gelen 'Rhizos' ya da Rumca da dağ eteği anlamına
gelen 'Rhiza'
sözcüklerini değişime uğrayarak rize olduğu şeklindedir. Rize
adının, M.Ö. 7. yüzyılda başlayan kolonizasyon döneminde, yörede bol pirinç
yetiştirilmesinden ötürü kent yakınlarından geçen çaya verilen “Rhizios”
veya sonraki dönemlerde verilen “Rhizaion” dan
geldiği söylenmektedir.Bir görüşe görüş ise Osmanlıca'da kırıntı,döküntü anlamına gelen 'Rize' kelimesinin aynen kullanımıyla ilin adını aldığıdır.
İlk çağlarda Pontus krallığı'nın egemenliğine giren Rize yöresi, 11.yy'a kadar islami akınların etkisi dışında kaldı.11.yy'da Büyük Selçuklular'ın yükselme döneminde Melikşah'ın (1072-1092) hakimiyeti altına girdi. Rize ilinin adı ile ilgili olarak değişik görüşler ileri sürülmüştür; Yunanca
pirinç anlamına gelen Rhisos Rumca'da "RIZA" olarak dağ eteği anlamında
kullanılmıştır. Osmanlıca'da ise "RİZE" ufak kırıntı döküntü anlamındadır.
Ayrıca Erzincan'ın
Sakalar dönemindeki "Eriza" olan adının başındaki "e" sesinin düşmesi ile adaş
olarak Rize için de kullanıldığı ifade edilmektedir.
ilk
Tarihi İzler
Rize ili ve
çevresinin bilinen ilk hakim ahalisi bitişken dilli ve Asya kökenli kavimlerdir.
Bunlar Rize ve çevresinde tarım ve hayvancılıkla geçinen yerleşik
topluluklarıdır. Bu topluluklardan "KULKU-KULKHA"ların adına
Erzurum yöresini kendi ülkesinin topraklarına
katan URARTU kralı II. SARDUR (M.Ö. 765-735) 'un Çıldır gölünün güneyinde
Taşköprü köyünün üstündeki kayalıklara kazdırdığı çivi yazılı kitabede
rastlanmıştır.
M.Ö. 2000'lerde
Kafkas dağları ile Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan Kimmerler'in Ülkesi M.Ö. 720
yıllarında Sakalar tarafından işgal edildi. Kimmerler'in Azak denizi ile
Kafkaslar arasında yaşayan kolu Sakalar'ın baskısı ile M.Ö. 714 yıllarında
yurtlarını bırakarak Aras ve Çoruh nehri boylarınca yayıldılar. Kimmerler'in bu
ilk göçleri en eski destani Gürcistan tarihi olan "Kartlis-Çkhovrebe"da kartli
(Gürcistan) ve komşularını esarete aldıkları ilk seferi diye anılmaktadır.
Daha sonraları
Kızılırmak ve
Adana Bölgesine kadar hakim olan
Kimmerler'den
Trabzon-Bayburt
arasındaki Kemer dağı Rize Çayeli İlçesi çıkışındaki Kemer köyü Kızılırmak
boyundaki Gemerek ile Kars'ın doğusunda yer alan
Ümrü gibi coğrafya adları günümüze kadar gelmiştir. Aşağı Tuna ve Karpatlara
kadar Doğu Avrupa'ya hakim olan Sakalar M.Ö. 680 yılında kendilerine itaat
etmeyen son Kimmerler'i de yenerek Azerbaycan ve Gürcistan'a yayıldılar. Saka
Kralı MADOVA'nın M.Ö. 626'da Medler'ce hile ile öldürülmesi üzerine Heredot'un
andığı "Asya'da 28 yıl süren Sakaların hakimiyetleri" sona erdi.
Saka göçleri
sırasında Aşağı Çoruh ve Rize-Batum arasına "Kalaç" adlı bir Türk boyu
yerleşmiştir. Bu boyun yerleştiği bölgeye M.S. 150 yıllarında yazılan
PTOLEMEUS'un coğrafyasında Kalarzen Gürcü kaynaklarda ise Klarc-et (=Klarç
yurdu) denmektedir.
BAtom
-Rize arasında güneyden Karadeniz'e esen sıcak rüzgarlar hala "Kalaş
yeli" olarak anılmaktadır. Ayrıca Rize yöresindeki Türkmen/Oğuz topluluğu içinde
yer alan Askur Boyunun Rize'nin doğusundaki Askoroz çayı diye bilinen çaya adını
vermiş olması gerektir. Yine Sakaların Horosan kolunun gelen Arşaklar ve
Balkarlar Bayburt çevresi Çoruh vadisi boyunca yerleşmişlerdir. Bu yüzden
Bayburt ve İspir'in kuzeyindeki sıra dağlara günümüze kadar ve hece kaymasıyla "Balkal"
ve buradan güneye doğru esen yağmur getiren rüzgara da "Balkal yeli" denile
gelmektedir. Rize'de Hemşinlilerin en güzel yaylaları Baykal dağlarındadır.
Koloni Dönemi
M.Ö. 670 yılında
Ege'de yaşayan Milletoslu denizciler Marmara ve Karadeniz kıyılarında Plinius'un
tarihine göre 10 kadar empeion (Pazar yeri) adı verilen ticari nitelikle liman
şehirleri kurmuşlardır. Bu arada Rize'nin de Kolonize edilmiş olması kuvvetle
muhtemeldir. Tarihi akış içerisinde M.Ö. 7 YY sonlarında Kimmer akınlarının
Anadolu'yu kargaşaya sürüklemesinden faydalanan Medler'in yöreyi istila
girişimleri M.Ö. 550'de Med krallığını yıkan Pers kralı II. Kiros'un aynı
şekilde ki istila hareketleri yöredeki savaşçı kavimlerin karşı koymaları nedeni
ile Rize çevresinde başarılı olamamışlardır.
Büyük İskender'in
Pers kralı III. Darius'u kesin bir yenilgiye uğratması ile eline geçirdiği
Anadolu Hakimiyeti M.Ö. 323 senesine kadar sürmüştür. Büyük İskender'in ölümü
ile İmparatorluğun devamı niteliğinde olan Pontos Koppodkida Bithynia gibi
krallıklar kurulmuştur. Ancak Trabzon Rize gibi bir takım serbest şehirler bu
krallıklara bağlı olmadan varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Pontos Ve Selçuklular Dönemi
İskenderin
ölümünden sonra Komutanları ve Satraplar arasında çıkar egemenlik savaşlarında
bağımsızlığını ilan eden Mitridates Kitistes Karadeniz kıyısında
Sinop dolaylarına doğru genişleyen Pontos
krallığını kurdu. Pontos kralı Farnakes M.Ö. 180'de Rize'yi İşgal ederek
krallığı topraklarına kattı.
M.Ö. 5. Yüzyılda
Karadeniz'in kuzeyini gezen Herodot sakaların "Alazon" (+Alazlar) boyundan söz
eder. M.S. 23-79 yılları arasında yaşayan Romalı PİLİNUS aynı yörede "Laz'lar" (Laz'oi)
adlı bir kavim yaşadığını bildirir. 131 yılında Karadeniz kıyılarını gemi ile
dolaşan Romalı ARRİANOS Karadeniz'in doğusunda hakim olan Lazlardan bahseder.
Rize M.S. 10-395 yılları arasında Roma 395 yılından itibaren de Bizans
hakimiyeti altında yer almıştır.
Sakaların Kars
Iğdır kesimine yakın Gökçegöl ile Alagez dağı
arasında yaşayan bir boyu olan Amadunuler 626 yılında İranlıların baskısından
kurtulmak için Boy Beyleri Hamam'ın öncülüğünde Çoruh ırmağını aşıp Rize'nin
Dampur adlı ıssız yerini şenlendirerek ve bu yöreye HAMAM-A ŞEN (Hamamın
şenliği) adını vererek yerleşip yurt tuttular. Bu yöreye bu gün Hemşin
denmektedir. 646 yılında yöre Araplar tarafından vergiye bağlanmış olup 737
yılında da kısa bir süre Araplar'ın eline geçmiştir.
XI. Yüzyıldan
itibaren Rize'ye Türkmenlerin akınları yoğunlaşır. 1071 Malazgirt zaferi ile
birlikte Bizans'tan feth edilen bölgelerde Türk emirlikleri kurulurken Erzurum-Saltukluları
da Çoruh nehri boyları ile birlikte Rize bölgesini hudutları içine aldılar.
Alpaslanoğlu Sultan Melikşahın emirlerinden Ebu Yakup ile Emir İsa Böri adındaki
Komutanlar 24 Haziran 1080 Posof-Kol zaferi ile Apkaz-Gürcistan krallığını
yenerek Giresun'un batısına kadar olan Doğu
Karadeniz bölgesinde Bizans'ın Hakimiyetine son verdiler. Böylelikle Büyük
Selçukluların yükselme devrinde tüm Anadolu ile birlikte Rize de Selçukluların
hakimiyetine girmiştir.
Bu gelişmelerden
sonra 100 bin nüfuslu Çepni'ler ile Kürtünler Doğu Karadeniz kıyılarına ve
Rize'nin İkizdere kesimine yerleştirildiler. 1098 yılında Danışmenlilerin yöreye
kısa bir dönem hakimiyetleri söz konusudur. Ancak Haçlı seferleri yüzünden
canlanan Bizanslar 1098'de Trabzon ve Rize kesimini Emirüssevahil Sülübey'den
aldılar. Çoruh vadisinde yerleşmiş olan Kıpçak boyundan Kubasar ailesi ve
taraftarları 1195 tarihinde doğudan yeni-Kıpçakların gelişinden rahatsız olarak
Bizans idaresindeki Rize ve Trabzon bölgesine gelip yerleşmişlerdir. İkizdere ve
Sürmene'deki 60 aileden çok Kumbasar oymağı bunların torunlarıdır. IV. Haçlı
seferinde Frenklerin İstanbul'u işgali üzerine
baskıdan kaçan KOMMENLER soyu 1204 yılında Rize'yi de içine alan TRABZON PONTOS
RUM imparatorluğunu kurmuşlardır.
Osmanlılar Dönemi
Trabzon Rumları
1456 yılından itibaren Osmanlı devletine vergi vermeye başlamış 1461 yılında
Trabzon'u feth eden Fatih Sultan Mehmet 1470
yılında Ali Paşa ismindeki Komutan tarafından Rize ve çevresi Türk egemenliği
altına alınmıştır. Böylece Anadolu Türk birliğine katılan Rize bölgesine 1461
yılı ve sonrasında Çoruh
Amasya
Samsun ve
Tokat'tan; 1466 yılında
yıkılan Karamanoğlu
Beyliği bir daha canlanmasın diye
Konya yöresinden; 1501
yılında Şil Şah İsmail'in yıktığı Sünni Akkoyunlulardan Tebriz ve öteki
bölgelerden kaçanlardan; 1515 yılında Dulkadırli beyliği kaldırılınca Mara-Elbistan
Türkmenleri Trabzon ve Rize yöresine yerleştirildiler.
Yavuz Selim devrinde Trabzon'un doğusundaki dirliklerden bazıları ünlü Oğuz boyu
Çepniler'in elinde idi. Fakat Çepnilerin Trabzon'un doğusundaki yerlere ve
bilhassa Rize bölgesinde yerleşmeleri sonraki yüzyıllarda olmuştur. Gerçekten
Çepniler karada ve denizde yiğitçe mücadele vererek oralarda kalabalık
topluluklar halinde yurt tutmuşlardır. Bilhassa Rize şehri ve bölgesinde
Çepniler yoğun bir şekilde yerleşmişlerdir. Şimdi Rize şehri ve bölgesinde
sadece Türkçe konuşulmasının sebebi bu yoğun Çepni yerleşmesidir. Zamanımızda
Rize bölgesindeki köylerde Çepni adlı ailelere rastlandığı gibi Çepni bu yörede
"yiğit" "gözü pek" "cesur ve çetin" adam manasına geliyor.
Yavuz Sultan
Selim'in sancak beyliği sırasında Annesi Gülbahar Hatun Sultan Rize'ye gelerek
kendi adı ile anılan camii yaptırmıştır. 19. Yüzyılın başlarından itibaren
Rize'de Tuzcuoğullarının isyanı değişik tarihlerde birkaç kez tekrarlanmıştır.
1834 yılında bu isyanlara son verilerek Tuzcuoğulları Rumeli de iskan
edilmişlerdir.
Rize 1867 Vilayet Nizamnamesine göre Trabzon Vilayetinin merkez sancağının 6
kazasından biri durumundadır. 1877 yılında merkez sancağa bağlı nahiye olmuştur.
1877-1878 Osmanlı Rus savaşının ardından Lazistan sancağı kurulunca Rize hem
kaza hem de bu sancağın merkezi oldu. Birinci Cihan savaşında 9 Mart 1916
tarihinde Rize Rusların işgaline uğramış 2 Mart 1918 de bağımsızlığına
kavuşmuştur.
Cumhuriyet Dönemi
Cumhuriyet
dönemine kadar sancak merkezi olan Rize 20 Nisan 1924 tarihinde Vilayet
olmuştur. 2 Ocak 1936 tarihinde yürürlüğe giren 2885 sayılı Kanunla Erzurum'dan
Yusufeli ilçesi Rize'de Pazar ilçesinden sonraki arazi parseli ilçe ve bucaklar
alınmak sureti ile bugünkü
Artvin ili Çoruh adı
ile vilayet haline getirilmiş ve Rize ili de tek ilçesi olan Pazarla kalmıştır.
Bugün ise Pazar ilçesi ile birlikte 12 ilçesi bulunmaktadır.Atatürk'ün
Rize'yi ziyareti "Atatürk'ün Sonbahar Seyahatleri" adlı kitapta şöyle
anlatılmaktadır
Atatürk 17 Eylül
1924'te saat 17 sıralarında Hamidiye Kravüzörü ile Rize'ye gelmiştir. Vali
kumandanlar ve halk motorlar ve kayıklarla karşılamaya çıktılar büyük ve coşkun
halk tabakaları karşılama için her türlü hazırlıkları yapmışlardı. Silah sesleri
ve coşkun alkışlarla büyük misafir selamlandı.Çeşitli heyetler karaya ayak
basmış bulunan Reisi Cumhuru büyük bir coşkunlukla karşılamışlardır.
Her tarafı
bayraklarla donatılmış olan Rize bir bayram yeri haline döndü Reisicumhur
hazretleri hükümet konağına ve bunu takiben belediyeye halk fıkrası ve
kumandanlığa teşrif etti. Görüşmek için gelen heyetler de kurbanlar keserek
kendilerine büyük sevgi gösterilerinde bulunmuşlardır. Geceleyin fener alayları
düzenlenerek bu sevinç devam ettirilmiştir.
Reisicumhur
ayrıca bir hoca heyetini de kabul etmiştir. Bu heyet sunmuş oldukları dilekçede
kapatılmış bulunan medreselerin açılmasını arz etmişlerdir.Gazi Paşa Hazretleri
memleket ve millet için nelerin tehlikeli olacağını ihtar ederek bu heyete özet
olarak aşağıdaki sözleri söylemiştir.: "Mektep istemiyorsunuz halbuki millet onu
istiyor bırakınız artık bu zavallı millet bu evladı memleket yetişsin medreseler
açılmayacaktır millete mektep lazımdır." Gazinin bu açıklamaları "Bravo" sesleri
ile alkışlanmıştır.
17 Eylül 1924
tarihinde Atatürk'ün Rize'ye teşrif ettiklerinde misafir kaldığı ev bu gün
Atatürk Müzesi olarak halkın ziyaretine açıktır. |